Reklam

Felç - Hemipleji Tedavisi Felç hakkında herşey



Felç - Hemipleji Belirtileri
May 5th 2008, 21:32, by Manitu

Felç - Hemipleji Belirtileri
· Vücudun bir tarafında kol ve bacak kaslarında sertlik,
· Hareket kaybı,normal olmayan hareket ve pozisyonlar,
· Denge ve yürüme problemleri,
· Ağrı, dokunma ve vücudun pozisyonlarının hissedilmesi ve beyinde algılanmasında bozukluk,
· Konuşma bozuklukları,
· Hafıza kayıpları, zaman ve yer kavramlarını algılamada bozukluğun görüldüğü kronik bir durumdur.



--------------------------------------------
hastalıklar, sağlıklı yaşam
hastalık, tıp, sağlık

Felç - Hemipleji Tedavi ve Önerileri
May 5th 2008, 21:32, by Manitu
Felç - Hemipleji Tedavi ve Önerileri
Eğer inme nedenleri arasında sayılan risk faktörlerini taşıyorsanız inmeden korunmak için düzenli doktor kontrollerinizi aksatmayınız. Vücudunuzun bir tarafında kol ve bacağınızda ağırlık hissi ve güçsüzlük olursa en yakın sağlık kuruluşuna başvurunuz.

Genelde inmeli hastalarda hastalığın nedenine göre değişmekle birlikte, ilk 8 haftada iyileşme belirgin olup, 6 aydan sonra daha yavaştır. Hastalarda erken tedaviye başlanmalı, 24-48 saat sonra egzersizler yaptırılmalı, beslenme, mesane ve deri bakımı üzerinde durulmalı, uzun süreli yatağa bağımlı hastalarda gelişebilecek yatak yaralarını önlemek için 2 saatte bir sırtüstü, etkilenen tarafa ve sağlam tarafa döndürülerek, pozisyon alması sağlanmalıdır. Hastanın genel durumu düzelince daha aktif rehabilitasyon programına başlanmalıdır.





--------------------------------------------
hastalıklar, sağlıklı yaşam
hastalık, tıp, sağlık

Felç - Hemipleji Nedenleri
May 5th 2008, 21:31, by Manitu

Felç - Hemipleji Nedenleri
İnme, beyni besleyen damarların yırtılması, tıkanması, kafatası içindeki tümörler nedeniyle beynin beslenememesi veya kanama gibi sebeplerden meydana gelir.
İleri yaş, hipertansiyon, şeker hastalığı, kalp problemleri, sigara içme, genetik faktörler, bazı ilaçların kullanımı inme riskini arttırır.






--------------------------------------------
hastalıklar, sağlıklı yaşam
hastalık, tıp, sağlık

Platonik Aşk Sözleri

Karşılıksız sevgi benimkisi sana platonik bağımlı bir serseriyim, Sen ise Benden Habersiz Mahsum bir kedisin bebeğim..
Hayatı Seviyorum Seni Sevdiğim kadar Ama Seni görünce Hayatı unutuyorum Sen Kalıyorsun o an sadece benim dünyamda. ama sen beni görmüyorsun kendi dünyanda..
Seni hayal ediyorum geceleri Masamın Soğuk kenarında zaten hep hayal ediyorum seni olsanda olmuyor istemiyorsun beni.
Nasıl Sevdi Bu Kalp Seni Neden Sevdi Bu Kalp Seni? Sorularım Bende Saklı Sen Kimseden Habersiz Sadece Kalbimde Saklısın Bebeğim..

Ben Senin için her akşam besteler yazsamda adına şiirler okusamda senin haberin olmayacak biliyorum bunuda..
Sen benim Kalbimin iLk ve tek taraflı Aşkısın Kalbim Seni Seçti Kalbim benide Geçti..
pLatonik bir sevgi ateşindeyim ya bana gülme yada hep gül yanımdan gitme seviyorum seni :(
Sen Sadece Kalbimin Değil yarınlarında Karşılıksız Sevgisi Olucaksın.
hata Senin Değil Karşılıksız Seven Kalbimin Senin Haberin Olmasada Bu Kalpten seviyorum seni off çekiyorum hep içten..
Gül Dikeniyle, Bulut Yağmuruyla, Ketçap Mayoneziyle, Kalbim Karşılıksız Sevgimle Tamamlıyor Birbirini..
Karşılık Beklemediğim umutlarımda hayallerde hep sevdiğim tek platonik aşkımsın seviyorum seni.
gizli hayranın oldu bu kalp sana durmuyor inan bana, seviyorum seni ne olur beni anla pLatonik aşk bitsin hadi gel bana.
Sen Varken senden Habersiz Seviyorum Seni Ya Sen Yokken Nasıl Seveceğim Seni :( pLatonik Aşkım benim :(
Seni habersizce Sevdim Habersizce gitmesinide bilirim pLatonik sevgilim :(
keşke hayatta keşke demeseydik keşke seni bu kalbim sevmeseydi keşke seninde kalbin başkasında olmasaydı Platonik aşkım :(

Platonik Aşk Nasıl olur?

Soğukta, karanlıkta, sessizlikte çığlık gibi beklersiniz onu... Uyumak için yattığınız, ancak fal taşı gibi açılmış ruhunuzla savaş alanına dönen yatağınızda, beklediğiniz O’dur..O öyle bir şeydir ki; Her şey O olmuştur… Onsuz siz bir hiçe dönüşmüşsünüzdür… O kimdir? Aslında O kimse değildir... Öyle biri yoktur, hiç olmamıştır… O sizsinizdir... Bütün beklentileriniz, hayalleriniz, umutlarınız, O’nda şekillenir… Fantezileriniz onla anlam kazanmıştır… Tüm arzu ve istemleriniz Onda ve Onunla nesnelleşip, şekle dönüşmüştür... Onsuz olmaz olunur zamanla… Eksik sanılır… Tatsız-tuzsuz yavanlaşır yaşam.. Ne kadar sıfat varsa olumlu bildiğiniz, O’na yapıştırılır...

O sizsinizdir aslında... Yalnızlık dehşetinden çıkmak çırpınışınız Onunla vücut bulur... Onunla ölünmez olunur… Onunla yapılan her eylem ayin olur... Kutsallaşır... İnsani olan her şey sislenir, loşlaşır, büyülenir... O sizsinizdir aslında... Yüceltip yüceltip göklere çıkardığınız, siz olan O, o kadar devleşir ki, ayaklarının altında sizi ezmeye başlar…
Efendiniz artık siz olan O’dur..O’nun karşısında yalvaran, yaltaklanan, bekleyen, uman kendini sevdirmeye çalışan birisinizdir artık...
O sizsinizdir aslında... Kendi yaratığınızın kurbanı olan siz... Ne kadar yüceltirseniz Onu, ne kadar süslerseniz, ne kadar zenginleştirirseniz, siz o kadar yalnızlaşacak, o kadar yoksullaşacaksınız oysa… O devleşecek, siz cücelerle kalacaksınız günlük yaşamda… Ne kadar çok nitelik yüklerseniz ona, gerçek yaşamda o kadar yalnızlaştığınızı göreceksiniz… Oysa sevdiğiniz sizden niye farklı olsun ki?

Platonik Aşk Analizi

platonik aşk
Aşk evrendeki en güzel duygulardan biridir.İnsanı bulutların üzerinde gezdiren bu duygu kimi zaman bizlere zarar verir.Nedir o durum derseniz, platonik aşk derim.Platonik aşk kişiye her anlamda zarar veren bir duygudur, kimileri ise bunun verdiği acıdan zevk alırlar ki onlar ayrıca incelenmesi gereken psikolojisi bozuk kimselerdir ve bir psikologdan yardım almaları gerekir.

Platonik olarak birine aşık olduğunuz zaman tamamen kişilik değiştirirsiniz diyebilirim.Daha önce yapmam dediklerinizi yaparsınız, ikili ilişkileriniz bu konudan dolayı olumsuz etkilenir,içinize kapanmanız ve depresyona girmeniz ise oldukça yüksek ihtimaldir.Olayın daha da ileri safhası ise intihar girişimleriyle sonuçlanabilir.
Platonik aşıkların genelde yaptığı en büyük yanlış, aşık olduğu kişiye gidip duygularını açamamasıdır.Bu güven eksikliğinden kaynaklanır.Ya beni istemezse, ya beni beğenmezse, ya beni terslerse gibi düşünceler yüzünden aşık olduğu insana gidip söylemez platonik aşıklar.Bunun sonucunda belkide olumlu cevap alacak ve mutlu olacakken siz mutsuz olmayı seçiyorsunuz.Bir şeyi denemeden başarıp başaramayacağınız hakkında nasıl fikir sahibi olabilirsiniz ki ?
”Tamam, gidip konuşacağım ama ya hayır derse ?” dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle açıklayayım.Aşıksınız, karşınızdaki insanın haberi yok ve siz her gün bu yüzden acı çekiyorsunuz,belki her gün gözünün içine bakıyorsunuz ama söyleyemiyorsunuz.Her gün bu acıyı çekiyorsunuz, her görüşünüzde içiniz acıyor, bunları yaşamak yerine gidip konuşursanız en azından alacağınız cevabın olumlu olma şansı var.Aşıksınız peki aşkınız için ne yapıyorsunuz ? Gidip konuşun, size hayır bile dese en azından elinizde somut bir şey olur, belkide her gün üzülmek hayal kurmak yerine bunun olmayacağını bilir ve ona göre yaşarsınız.
Bana sorarsanız aşk karşılıklı çekimdir.Siz birine aşık oluyorsanız, aşık olduğunuz kişinin de size karşı bir şeyler hissettiğine inanıyorum.

Platonik Aşkın Nedenleri




PLATONİK AŞK YAŞADINIZ MI? CEVABINIZ EVET İSE DİKKATLİ OLUN...
Depresyon nedeni olan karşılıksız aşk, eski Türk filmlerinde ince hastalık olarak karşımıza çıkan veremi tetikliyor. Hücresel bağışıklık sistemini bozduğu tıp dünyasında kabul edilen depresyon, veremin en önemli nedeni:
Uzmanlar, 'kara sevda' olarak tanımlanan karşılıksız aşk acısı çekenleri uyarıyor. Antalya Devlet Hastanesi doktorlarından Psikiyatrist Dr. Erhan Özcan, Türk filmlerinde 'ince hastalık' olarak tanımlanan verem hastalığının en önemli nedenlerinden birinin depresyon olduğunu belirtti. 


KADINLARDA İKİ KAT FAZLA 
Depresyonun kadınlarda görülme sıklığının erkeklere oranla iki kat fazla olduğuna dikkat çeken Özcan, "Kadınlarda görülme sıklığı yüzde 20-25 olan depresyon erkeklerde yüzde 10-12 oranında görülüyor" dedi. Depresyonun kronik bedensel hastalıklardan daha yıkıcı olduğunu ifade eden Özcan, şöyle konuştu: "Depresyon kalp, damar, hipertansiyon, şeker, astım gibi hastalıkların oluşmasına zemin hazırladığı gibi bu hastalıkları artırabilir de.
Kronik romatizma hastalıklarının kökeninde depresyonun ciddi etkisi olduğu bugün Dünya Sağlık Örgütü tarafından ortaya konmuş bir gerçektir. Çünkü depresyon hücresel bağışıklık sistemini bozar. Örneğin, bir cilt hastalığı olan sedef ile kas romatizmasının kökeni depresyondur." 


DEPRESYON SINIR TANIMIYOR 
Pek çok insanın depresyonu kendine yakıştıramadığı ve kabullenemediğine dikkati çeken Özcan, bu ruhsal hastalığın akıl, zeka, irade, kişilik yapısı, benlik gücü, sosyoekonomik durum, eğitim seviyesi ve cinsiyet gibi sınırlar tanımadığını söyledi. Hastalığın toplumun her kesiminden insanlarda görülebileceğini anlatan Özcan, ilaç ve terapiden oluşan doğru tedavi ile depresyonla baş edilebileceğini belirtti. Dünya Sağlık Örgütü'nün konuya büyük bir ciddiyetle yaklaştığını bildiren Özcan, şöyle konuştu: 


TEDAVİSİ MÜMKÜN 
"Dünya Sağlık Örgütü, tüm dünyada en sık rastlanan ruhsal hastalık olan depresyonun tanısı ile ilgili hekimleri uyarıyor. Psikiyatristin bulunmadığı sağlık ocakları gibi ilk basamak sağlık kuruluşlarına başvuran hastalara doğru tanı konması için diğer branşlardaki hekimlerin gerekli hassasiyeti göstermesini istiyor." Depresyonun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu anlatan Özcan, ilaç ve psikoterapiden oluşan kombine tedavi sonunda hastaların eski yaşamlarına dönebildiğini söyledi.

Platonik aşk psikolojiyi bozuyor


PLATONİK AŞK YAŞADINIZ MI? CEVABINIZ EVET İSE DİKKATLİ OLUN...
Depresyon nedeni olan karşılıksız aşk, eski Türk filmlerinde ince hastalık olarak karşımıza çıkan veremi tetikliyor. Hücresel bağışıklık sistemini bozduğu tıp dünyasında kabul edilen depresyon, veremin en önemli nedeni:
Uzmanlar, 'kara sevda' olarak tanımlanan karşılıksız aşk acısı çekenleri uyarıyor. Antalya Devlet Hastanesi doktorlarından Psikiyatrist Dr. Erhan Özcan, Türk filmlerinde 'ince hastalık' olarak tanımlanan verem hastalığının en önemli nedenlerinden birinin depresyon olduğunu belirtti. 


KADINLARDA İKİ KAT FAZLA 
Depresyonun kadınlarda görülme sıklığının erkeklere oranla iki kat fazla olduğuna dikkat çeken Özcan, "Kadınlarda görülme sıklığı yüzde 20-25 olan depresyon erkeklerde yüzde 10-12 oranında görülüyor" dedi. Depresyonun kronik bedensel hastalıklardan daha yıkıcı olduğunu ifade eden Özcan, şöyle konuştu: "Depresyon kalp, damar, hipertansiyon, şeker, astım gibi hastalıkların oluşmasına zemin hazırladığı gibi bu hastalıkları artırabilir de.
Kronik romatizma hastalıklarının kökeninde depresyonun ciddi etkisi olduğu bugün Dünya Sağlık Örgütü tarafından ortaya konmuş bir gerçektir. Çünkü depresyon hücresel bağışıklık sistemini bozar. Örneğin, bir cilt hastalığı olan sedef ile kas romatizmasının kökeni depresyondur." 


DEPRESYON SINIR TANIMIYOR 
Pek çok insanın depresyonu kendine yakıştıramadığı ve kabullenemediğine dikkati çeken Özcan, bu ruhsal hastalığın akıl, zeka, irade, kişilik yapısı, benlik gücü, sosyoekonomik durum, eğitim seviyesi ve cinsiyet gibi sınırlar tanımadığını söyledi. Hastalığın toplumun her kesiminden insanlarda görülebileceğini anlatan Özcan, ilaç ve terapiden oluşan doğru tedavi ile depresyonla baş edilebileceğini belirtti. Dünya Sağlık Örgütü'nün konuya büyük bir ciddiyetle yaklaştığını bildiren Özcan, şöyle konuştu: 


TEDAVİSİ MÜMKÜN 
"Dünya Sağlık Örgütü, tüm dünyada en sık rastlanan ruhsal hastalık olan depresyonun tanısı ile ilgili hekimleri uyarıyor. Psikiyatristin bulunmadığı sağlık ocakları gibi ilk basamak sağlık kuruluşlarına başvuran hastalara doğru tanı konması için diğer branşlardaki hekimlerin gerekli hassasiyeti göstermesini istiyor." Depresyonun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu anlatan Özcan, ilaç ve psikoterapiden oluşan kombine tedavi sonunda hastaların eski yaşamlarına dönebildiğini söyledi.

Platonik aşkın tıptaki karşılığı Erotomani ve çözümü

Neredeyse modern psikiyatri tarihinin başlangıcından beri aşk patolojileriyle ilgilenilmesine rağmen, hemen tüm insanların gündelik yaşamlarında çok önemli olan aşk, arzu, istek gibi kavramlar ve onların psikopatolojik görünümleri, günümüzün betimleyici psikiyatrisinde yer bulabilmeleri çok zordur. Bugün betimleyici psikiyatride, insanların aşk ilişkilerinde ortaya çıkan psikopatolojik görünümlere, çok basit olarak sanrısal bozuklukların erotomanik alt-tipinde ve ilişki sorunları arasında yer verilmektedir.

Bu yazıda, Hegelci felsefenin insan arzusu anlayışından ve ilişki merkezli psikodinamik yaklaşımlardan yararlanarak, betimleyici psikiyatri içinde yeterince ele alınamayan, başkasına yönelik arzunun karşılıksız kalması halinde ortaya çıkan durumları, normalden en patolojik olana doğru bir spektrum içinde ele alma fırsatı veren karşılıksız aşk sendromu kavramını ileri süreceğiz.
Karşılıksız aşk sendromu
Karşılıksız aşk sendromu bir spektrum bozukluğudur. Arzusu umduğu düzeyde karşılık bulmayan, reddedilen ya da reddedildiğini düşünen kişinin spektrumun neresinde yer alacağı, sağlıklı bir kendilik organizasyonu gösterip göstermemesine, nesne ilişkileri bakımından sergilediği performansa ve kullandığı savunma düzeneklerine bağlıdır. Bu makale, yazarın konuyla ilgili literatürü araştırması ve kendi klinik deneyiminin sonucunda ortaya çıkmıştır.

Anahtar kavramlar: Aşk patolojileri, erotomani, karşılıksız aşk.
Bugün betimleyici psikiyatride, insanların birbirleriyle duygusal ilişkilerinde ortaya çıkan birincil psikopatolojik görünümlere yalnızca ilişki bozukluğu ve sanrısal bozuklukların erotomanik tipi içerisinde yer verilmektedir. İlişki bozukluğu başlığı altında romantik ilişkilerin ne zaman klinik ilgi odağı haline geleceğiyle ilgili hiçbir ölçüt belirlenmezken, erotomanik tip sanrısal bozukluk ise yalnızca genellikle daha yüksek bir konumu olan başka bir kişinin kendine aşık olduğuna ilişkin sanrıları kapsamaktadır.

Tek başına bir fenomen olarak ele alındığında bile oldukça tartışmalı olan, etiyolojisinden (Raskin ve Sullivan 1974; Hallender ve Callahan 1975; Seeman 1978) klinik görünümüne (Pearl 1972; Rudden ve ark 1980; Taylor ve ark 1983; Ellis ve Mellshop 1985) tanı ölçütlerinden ve seyrinden (Raskin ve Sullivan 1974; Hallender ve Callahan 1975; Seeman 1978; Ellis ve Mellshop 1985; Evans ve ark 1982; Jordan ve Howe 1980) tedavisine (Hallender ve Callahan 1975; Jordan ve Howe 1980; Rudden ve ark 1980; Taylor ve ark 1983; Ellis ve Mellshop 1985; Stien 1986) birçok farklı görüş ileri sürülen birincil erotomani konusunda son zamanlarda birçok yeni toparlayıcı projeler ileri sürülmektedir (Meloy 1989; Rudden ve ark 1990; Segal 1993; Mullen ve Pathe 1994). Yaşanan olayların da zorlamasıyla konuya adli psikiyatri açısından hukuksal çözümler bulmaya çalışılmaktadır (Perez 1993; Meloy ve Gothard 1995). Ama birincil erotomani konusunda henüz yeterli bir çerçeveye bile sahip olmadığımız kabul edilmektedir. İlişki bozukluğunun romantik biçimlerinin neler oldukları konusunda ise, genellikle psikodinamik yaklaşımla yapılan uygulamalardan edinilen gözlemler ve kavramlaştırma girişimleri (Kernberg 1995) dışında, yeterince fikir sahibi değiliz. Oysa aşk diye anlatılan yaşantının böylesine kolayca ele alınamayacağını, onun en olağan seyrinde bile kimi zaman psikolojik destek ve yardım olmaksızın sürdürülemeyecek kadar zorluklarla dolu olduğunu tüm klinisyenler bilmektedir. Kaldı ki aşk patolojileri, böyle birincil görünümlerinin yanısıra, ruhsal rahatsızlıkların seyri sırasında ikincil olarak da sıkça ortaya çıkabilirler.
kaynak 

Kaygılı - kararsız bağlanma stiline sahip bireyler, çoğunlukla, eşlerine onların olduğundan daha fazla oranda yakınlaşma ihtiyacındadırlar, bununla birlikte, eşlerini de kendilerine yeterince yakın olmamakla suçlarlar.

Terkedilme korkusu bu bağlanma stilinin en belirgin özelliklerindendir. İlişkileri, derin bir biçimde yaşanmakla birlikte kısa sürelidir, bir kayıp sonrası (ayrılma, terkedilme ya da ölüm) yoğun bir acı duyarlar, kendilerine duydukları saygı değişkenlik gösterir, cinsel birleşmeden ziyade sarılıp uyuma tarzında bir cinsel yaşam yönelimi gösterirler, sosyal ilişkilerinde kaçınan bireylerdeki kadar yüksek olmamakla birlikte reddedilme kaygısı duyarlar, romantik ilişkilerinde kıskançlık ve güvensizlik gösterirler, kişilerarası ilişkilerde yoğun bir öfke yaşarlar, ayrılık ve ölüm korkusu baskındır.
Romantik ilişkinin güvenliği konusunda aşırı kaygılıdırlar, yoğun bir biçimde eşlerine (partner) odaklıdırlar, eşlerini kontrol etmeye yönelik davranışlarda bulunurlar ve ilişkinin sona ermesine karşı aşırı duyarlıdırlar (hypervigilant). Bu bağlanma stili, ilişki içerisinde duygusal iniş çıkışlarla belirgindir. Uzun süreli ilişkilerin de bile kendilerini ilişki içerisinde vareden nedenleri bilememekte, o ilişkide olmanın kazandırdığı faktörleri ya da doyum sağlattığı gereksinimleri tanımlamakta da güçlük çekmektedirler. “İlk görüşte aşk” türü deneyimlere eğilimlidirler, eşlerini idealize ederler, ilişkilerinde yoğun kıskançlık yaşarlar ve ilişki süreci boyunca olumlu duygulanımlardan ziyade olumsuz duygulanım yaşamaya daha eğilimlidirler.